ya mucib
11/5/2007
-
ANNE
Anneyle ilgili bir hikaye anlatılır. Adamın birisinin annesinin gözünün biri görmüyormuş, gözü yokmuş ve yeri oyuk olduğu için korkutucu gözüküyormuş. Adamın küçüklüğünde; mahhalle arkadaşlarıyla oynarken annesi çağırdığında arkadaşları ondan korkarlarmış; ilkokulda annesi onu okuldan almaya geldiğinde arkadaşları ondan korkup kaçarlarmış. Bu liseye kadar devam etmiş, adam artık annesinden kurtulmak istiyormuş ve üniversiteyi başka bir ilde okumuş.
Evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. Annesi bir gün torunlarını görmek istemiş ve oğlunun yanına gelmiş. Ancak torunları da ondan korkup babasının kucağına atlamışlar. Oğlu annesini evinden kovmuş. Uzun bir aradan sonra lise arkadaşlarından toplanıp görüşmek için bir mektup almış. Gitmişken annesini değil ama doğduğu yeri görmek istemiş. Annesi vefat etmiş oğluna verilmek üzere bir mektup bırakmış komşusuna...
Mektupta şunlar yazılıymış: '' Oğlum, ben seni, arkadaşlarını, torunlarımı asla korkutmak istemezdim. Sen bir yaşındayken gözüne çivi kaçmıştı. Ben de sen kör kalmayasın diye gözümü sana vermiştim.''
CENNET ANNELERİN AYAKLARI ALTINDADIR...

|
Yorum (
20
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/4/2007
-
BU GÜVENSİZLİK NEREYE?
Sebebi ne olursa olsun, bir toplumun içinde imanın keyfiyeti kalplerde azalır; bir tarafta fakirlik bir tarafta sefahat ve ihtişam çoğalırsa, toplumda güven bunalımı ortaya çıkar...
Bizler geçmişte rüzgar ektik. Din, ahlak ve maneviyat adına ne varsa aşındırdık. Şimdi ise, fırtına biçiyoruz...
Doğruluk, güven ve itimat büyük ölçüde ortadan kalktı. Hileü sahtecilik, döneklik, iffetsizlik normal faaliyetlerden sayılmaya başladı.
Allah'ın yegane dinine bağlanmadan, o dinin tahkiki yakini, kamil imanını elde etmeden hiçbir devirde tam bir güven ve huzur toplumu oluşmamıştır. Böyle bir saadet toplumunu yeniden inşa etmek katiyen imkansız değil. tarihin şeref levhaları bunun örnekleriyle doludur.
Resul-ü Ekrem sav efendimiz bir gün şöyle buyurdu: '' siz bana 6 meselede söz verin, ben de sizin cennete girmenize kefil olayım.
1- konuşurken dosdoğru konuşun
2- vaadettiğinizi yerine getirin
3- size birşey emanet edildiği zaman hainlik etmeyin
4- gözlerinizi harama karşı kapayın
5- ırz ve namusunuzu koruyun
6- elinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun.
GÜVENİ YENİDEN İNŞA ETMEK
Toplumadaki hakim bir kanaate göre güven duymak, safiyane bir haslet olarak görülüyor. Bize, bu devirde kimseye güvenmeyeceksin deniyor. Hayatın acı gerçekleri adı altında, modernitenin ontolojik güvensizlik durumuna benzer yeni güvensizlik alanları üretiliyor...
Oysa insanlar ''kimseye güvenmeyeceksin'' dediklerinde, kendilerinin güvenlik alanlarını da daralttığının farkında değil. ''safdilik'' olarak alaya alınan güven duygusu, insan oluşumuzun kurucu unsurlarından biridir. Çünkü insan herşeyden önce Allah'a inanmak ve güvenmek zorunda. Hz. peygamber efendimiz bir hadisinde Allah hakkında hüsn-ü zan sahibi olun diyor. BU HÜSN-Ü ZAN TAVRINI BÜTÜN VARLIK ALEMİNE KARŞI GÖSTERMEDEN İTMİNAN BULMAMIZ MÜMKÜN MÜ?
Bizim bu güvensizlik aşılayan tavıra karşı, inadına güvenmemiz ve güvenden yana olmamız gerekiyor. İNSAN BİRİSİNE GÜVENİP KARŞILIĞINI BULAMADIĞINDA SADECE KENDİSİ ADINA ZARAR GÖRMÜŞ OLUR. Ve bu tür hadiselerin hergün vuku bulduğunu inkar etmek mümkün değil. Fakat ''safdilik'' yapmak adına güven ilkesini ayakta tuttuğumuzda, varoluşa ilişkin çok daha derin ve ahlaklı bir tavra sahip çıkmış oluruz. Bizi birey ve toplum olarak ayakta tutan şey aslında budur. Çünkü ''saf-dil'' olmak, temiz kalpli olmak demektir. Bu ise hiç de yabana atılmayacak bir haslettir.
Güven toplumu bir arada tutan en önemli sermayedir. Ekonomik istikrar, toplumsal huzur, sosyal dayanışma ancak güven ile mümkün. Türkiye bir toplum olarak kendi sesini bulacaksa, bu ancak kendine güvenmesiyle olacak. İman, emniyet, emanet ve bütün bunların hasılası olan itminan için, gelin güven binasını yeniden inşa edelim. En şüpheci ve karamsar olanlarımıza bile, güvenmenin mümkün, dahası güzel bir şey olduğunu gösterelim. BİRBİRİMİZE GÜVENELİM....
 |
Yorum (
4
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/3/2007
-
BİR DUA
Allah'ım besmelenin sırları hürmetine, alemlere rahmet olarak gönderdiğin zata ve onun bütün al ve ashabına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salat ve selam eyle. Bize de Senden başka, hiçbir mahlukunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle... AMİN...
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, herşeyi hakkıyla bilir her işi hikmetle yaparsın...

|
Yorum (
5
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/3/2007
-
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer; Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi. ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek; İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek, Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ... BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i, KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.
Mehmed ÂKİF ERSOY
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/3/2007
-
|